önermek…

29 Şubat 2012

“her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar. vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki, korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar. her insan kendisinin bir şey önereceği anı bekler. ne önerdiği önemli değildir. bir sesi vardır ya, o yeter. çöpçüsünden züppesine kadar herkes, cinai cömertliğinin kesesinden harcar, hepsi mutluluk reçeteleri dağıtır; hepsi herkesin adımlarına yön vermek ister: ortaklaşa hayat bundan ötürü tahammül edilmez bir hale gelir, insanın kendi hayatı daha da çekilmez olur… başkalarının hayatına hiç karışmadığı zaman kişi, kendi işleri için o kadar endişe duyar ki, kendi benliğini bir dine çevirir ya da tersten havarilik yaparak benliğini yok sayar…”

(Çürümenin Kitabı – Emil Michel Cioran)

Reklamlar

çekilmek…

16 Şubat 2012

kanın uzun uykusundan sonra

kuyuları başında anlamın:

hikayesi olmayan aşk yoktur

gitgide daha da karanlığa

yanıt istemediğin soruların
gövdesine çekiliyorsun, demiştin.

kitabın okunmamış son bir sayfası var
bunu hep sona bırakırım, dedin

çünkü

burada, o boşlukta
yanmış ve sönmüş ateşlerin sabahında

kızılın hırçın yenilgisinde

tenden geçen mağma
dudaklarından taşan lav

beni bir çığlığa çevirirdi

ıslak saçları gecenin
mor burçlarında:

tüylerini örten çiğde
kaybettim ben yolumu
öpüşlerinin yanlış haritasında
hep bir pusu tedirginliği

biz sabahtan konuşmuştuk
ama değil
hala geceydi

uçurum geçen geyiklerin
büyüsünden söz etmişti

ben vadinin dibinde kendimi:
kurbanlarımın kanından bir ceset

olarak buldum:

dönüp dolaşıp
aklımın yontusuna çarpan ölü.

bana
gitgide karanlığa çekiliyorsun demiştin:

kanın uzun uykusundan sonra
kuyuları başında dün’ün;

kitabın okunmamış
son bir sayfası var çünkü:

vardıkça

tuhaf

ama büyüsün diye suladığım
kördüğüm;

onun

karanlığını gördüm.

(Kanın Uzun Uykusundan Sonra – Emirhan OĞUZ)

eskimek…

14 Şubat 2012

“…oysa aska ilişkin anılar, hafızanın genel yasalarından bağımsız değildirler; hafızanın kuralları da, alışkanlığın daha genel yasalarına tabidirler. alışkanlık her şeyi zayıflattığı için, bir insani bize en iyi hatırlatan şey, aslında unuttuğumuz şeydir (önemsiz olduğu için unutulmuş ve bu sayede bütün gücünü koruyabilmiştir çünkü) işte bu yüzden, hafızamızın en güçlü kısmı bizim dışımızda, çisentili bir rüzgârda, bir odanın rutubet kokusunda veya yanmaya başlayan bir ateşin ilk andaki kokusundadır; kendi benliğimize ait, zekâmızın ise yaramaz diye küçümsediği şeyi, geçmişin son ve en güçlü kalıntısını, bütün gözyaşlarımız dinmiş gibi görünürken hala bizi ağlatabilen şeyi bulduğumuz her yerdedir. bizim dışımızda mı? daha doğrusu içimizdedir, ama bizim kendi bakışımızdan gizlenmiş, iyi kotu devam eden bir unutuşa gömülmüştür. ancak bu unutuş sayesindedir ki, anasıra eski benliğimizi bulur, olaylar karşısında o eski benlik gibi tavır alır, artık kendimiz değil, o insan olduğumuz için ve simdi bizim ilgisiz kaldığımız şeyi o insan sevdiği için, yeniden acı çekeriz. günlük hafızanın parlak aydınlığında, geçmişin hayalleri yavaş yavaş solar, silinir, sonunda geriye bir şey kalmaz; onları bir daha bulmamız mümkün değildir artık. daha doğrusu, bazı kelimeler özenle unutuşa gömülmüş olmasaydı, bu hayalleri bulmamız mümkün olmazdı; tıpkı bir nüshası ulusal kütüphaneye teslim edilmeyen bir kitabin bulunmasının imkânsız olabileceği gibi.”

(Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde – Marcel Proust)

düşüvermek…

04 Şubat 2012

ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını

ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum

ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz

(zeki müreni seviniz)

 (Merhaba Canım – Arkadaş Z. Özger)

hırpalanmak…

03 Şubat 2012

“şaşkınlık ve ürküntüyle o büyük yapının önünde bekleşen, neyi, kimi, ne için beklediklerini bilmeden öylece durup bekleşen kalabalığın arasından geçti. kimseyi görmeden. kana, çamura, ise bulanmış acı dolu yüzleri, enseleri, çıplak ayakları, düşkün ve hırpalanmış gövdeleri tanıyıp çıkaramadan. duymadan alanın tepesinde dönüp duran ve bütün sesleri, hıçkırıkları, yakarışları, ilenmeleri bastıran helikopter gürültüsünü. önünde askerlerin, polislerin kaynaştığı, oradan oraya seğirtip durdukları ve askeri-resmi taşıtların ölü böcekler gibi dizilmiş olduğu geniş kapıya doğru koştu. dört-beş basamaklık merdiveni çabucak atlayıp sahanlığa çıktı. orada durdu ve ne yapacağına karar verememiş bir şaşkınlıkla başını kaldırarak ‘hükümet’in pencerelerine baktı uzun uzun…”

(Kıran Resimleri – İnci Aral)